TÜRK DÜNYASINDA TÜRK BİRLİĞİ MÜMKÜN MÜ

2016-12-01 00:37:00

  Avrupa bir milliyet olmadan bir birliği sağlamışken, acaba aynı millet ailesinden gelen toplumlar birlik halinde yaşayabilir mi? Ulus-devlet sınırlarının belirlenmesi ile beraber birçok ulus ve etnisite geçmişinden ve sınırlarından koparak farklı bir ailede bir araya geldiler. Bu yeni aile, sorunları da bir araya getirdiğini üzülerek itiraf edebiliriz. Kendisini Türk hisseden birçok kişinin bir hayali vardır: Tekrar eski aileye geri dönmek ve bu ailenin adını da Türk Birliği olarak zikretmek istemektedirler. Avrupa kendi içerisinde barındırdığı fay hatlarına rağmen bir birliğe imza attı ve bu birlik halen ulusal yahut dini bir örgüt olup olmadığı tartışılmaktadır. Kimilerine göre Avrupa Birliği(AB) bir Hristiyan birliği kimilerine göre ise Avrupalılık bir kimlik ve bu tanımlama onlar için yeterli gözükmektedir. Türkiye Cumhuriyeti bu birliğe katılımı kimi zaman bir amaç olarak ilan ederken kimi zaman da bir araç olarak ilan etmiştir. 1999 Helsinki Zirvesi ile adaylık statüsünü kazanan Türkiye artık AB’ye olan amaç araç ikileminde yeni bir tartışma ile karşı karşıya kalmıştır. Karar alıcılarına göre bu birlik içişlerine fazlasıyla karışmamalı ya da her olaya ilişkin tarafsız yaklaşılmalı şeklinde tartışmaları sıklıkla duyabiliriz. Ankara da bu yönde sitemlerini Brüksel’e belirtmeye devam ediyor. Günümüzde bu AB adaylık statüsünü kazanmayla beraber AB’nin kararlarına paralel hareket etme şeklinde bir beklenti varken Ankara Hükümeti bu durumdan fazlasıyla muzdarip olduğunu söyleyebiliriz. Hal böyle olunca, Ankara Hükümeti de yukarıda bahsettiğimiz “Türk Birliği” ailesine geri dönüş ideasını gerçekleştirme yönünde adımlar atma isteği hissediyor. Bu elbette kolay bir iş değildir.... Devamı

Ukrayna 2014 Parlamento Seçimleri

2014-10-31 01:41:00

EuroMaidan[1] hareketi ile karışan ve bu karışıklık sonrası iç savaşa doğru sürüklenen Ukrayna’da seçimler devam ediyor. Viktor Yanukoviç’in yerine gelen Devlet Başkanı Petro Poroşenko bu seçimlere Petro Poroşenko Bloku olarak katıldı. Açılan sandıklara göre; 7 parti meclise girmeyi başardı. Bu partiler: Petro Poroşenko Bloku (The Bloc of Petro Poroshenko), Başbakan Arseniy Yatsenyuk’un Halk Cephesi (People’s Front), Lviv Belediye Başkanı Andriy Sadovy’nin Samopomich’i (İngilizce Selfhelp ya da Selfreliance), Muhalefet Bloğu (Opposition Bloc), Radikal Parti (Radical Party), Svoboda ve eski Başkan Yulia Timoşenko’nun Batkivshchyna (anavatan) partisi. Ukrayna’da parlamento seçim barajını ( %5) aşan bu 7 partinin aldığı oy yüzdeleri ise şu şekildedir: Petro Poroşenko Bloku %23, Halk Cephesi %21.3, Samopomich %13.2, Muhalefet Bloğu  %7.6, Radikal Parti %6.4, Svoboda %6.3 ve son parti Batkivshchyna %5.6.   Ukrayna halkı parlamento seçimlerine ülkedeki ekonomik ve siyasal sorunların etkisiyle ilgisiz kaldı. 35 milyonun seçime girmesi beklenen Ukrayna’da katılım oranı %52.42 oldu(bu oran 2012 seçimlerinde %57.98’di.)[2] Batı bölgesi vatandaşlarının seçime aktif katılım gösterirken, Doğu Bölgesi’nin bazı şehirleri ayrılıkçılardan ötürü seçime katılamadı. Bu seçimde 96 yıl sonra bir ilk yaşandı; Ukrayna Komünist Partisi Rada[3]’ya giremedi[4]. Komünist Partisi’nin diğer eski SSCB ülkelerinde olduğu gibi muhafazakâr söylemlere sahip olması bu düşüşün perde arkasında yatan gerçek olabilir(SSCB özlemi, Slav birliği vd. geçmişe özlem). Siyasi kriz sonrası ülke vatandaşlarının önemli kısmı hem ülkenin SSCB geçmişini hem de Rusya Federasyonu ile olan... Devamı

ALMANYA’NIN GEZİ EYLEMLERİ: ROTE FLORA DİRENİŞİ

2014-08-31 03:19:00

Almanya’da 2013 Aralık ayının sonlarına doğru, Almanya gündemini sarsan “Rote Flora” eylemleri (21 Aralık krizi) meydana geldi. Rote Flora (Kırmızı Çiçek) adlı kültür merkezi ve Esse evlerinin boşaltılmak istenmesi ile başlayan protestolar, eylemlerin yaşandığı bölgenin tehlikeli bölge1 (danger zones) ilan edilmesi ile daha da şiddetlendi. Hamburg’un ekonomik ve siyasi yapısı, 21 Aralık Krizi’nin patlak vermesinde önemli rol oynadı. Arap Baharı ile birlikte Hamburg’a sistemik göçlerin yaşanması ve sol grubun direniş bölgesine yönelik alınan kararlar, Rote Flora Direnişi’nin fitilini ateşledi. 2013 yılı, sadece Almanya açısından değil, birçok ülke açısından ilginç olaylara sahne oldu. ABD, Brezilya, Rusya ve son olarak Euromaidan adı altında Ukrayna’da başlayan protestolar, bunlardan birkaçı olarak örnek verilebilir. Bu olayların ardında, gelişmekte olan ülkeler ile BRICS ülkeleri siyasi iktidarlarının işgücü piyasalarına yönelik ciddi kararlar alması yatıyor olabilir. Olayların yaşandığı bir başka ülke grubu olan Avrupa Birliği üye devletlerinde de, Avro Krizi ile beraber başlayan kemer sıkma politikalarına daha fazla dayanamayan işgücü piyasasının tepkisi, meydanları doldurdu. Kemer sıkma politikaları dışında, kentsel dönüşüm çalışmaları da, düşük gelirli kitleleri oldukça olumsuz etkilemişti. Yaşadıkları alanların yerine daha yüksek gelirli binalar dikilmesinin, düşük gelirli vatandaşların bu eylemlere katılmasında etkisi olduğu söylenebilir. Rote Flora Kültür Merkezi Polis ile karşı karşıya kalan halklar ile hatırlayacağımız 2013 yılı, birçok siyasi iktidarı derinden etkiledi.2 Hamburg’da yaşanan olaylar, diğer ülkelerin yaşadığı olaylar kadar gü... Devamı

SEÇİM PROPAGANDALARI VE ÜÇ ADAY: İHSANOĞLU, DEMİRTAŞ, ERDOĞAN

2014-08-04 10:28:00

  Dün gece üç adayın propaganda konuşmasını tarafsız bir şekilde izleyerek, bu adaylar hakkında yorum yapmak istedim. İlk olarak Sayın Ekmeleddin İhsanoğlu’nun konuşması ile başladım. İhsanoğlu, giriş olarak isimine yönelik muhabbetle başladı, 15 dakika gibi kısa bir süreyi bu tür muhabbetle harcayarak  giriş yaptı. İhsanoğlu, Türk ve İslam kimliğini baskılı bir şekilde ifade ederek oy almak istediği kimliği belirtti. Konuşmasında zorluk çektiğini tecrübesizliği ile özetlemek doğru olabilir fakat İhsanoğlu’nun bu seçimden sonra siyasi arenaya katılmasını beklerim. Yaklaşık 3 aydır, üslubunu bozmadan, sakin bir şekilde siyaset konuşulabileceğini bizlere gösterdi. Seçim konuşmasında, Ak Parti’nin kendisine yönelik tutumunu belirten İhsanoğlu, bir seyirci olarak bu yanlışın olduğunu söylemeyi gerek duydum. Özetle 15 dakikalık İhsanoğlu’nun konuşması aşırı derecede ilgi çekici değildi, yeni şeyler duymadık. Seçim yarışında başarılar diliyorum. İkinci aday, Sayın Selahattin Demirtaş’ı izleyerek devam ettim. Demirtaş, giriş olarak TRT’ye ince bir gönderme ile izleyenleri tebessüm ettirdiğini düşünüyorum. Konuşmasının devamı sanki ikiye bölünmüş bir temelde ilerledi: Erkekler ve kadınlar. Bunların dışında, engelliler, gençler, kadınlar, işsizler gibi sosyal politika konularını ilgilendiren grupları da dahil etmesi takdire şayandır. Konuşmasında, inanç özgürlüğü, vicdan özgürlüğü gibi temel özgürlük konularına da değinen Demirtaş, vicdani-ret prensibini de ekleyerek birçok kesime seslenme fırsatı buldu. Açıkcası 15 dakikayı gayet güzel kullandı. Ben bu konuşmadan oy topladığını düşünüyorum. Aynı şekilde kendisine de seçim yarışında başarılar diliyorum. ... Devamı

2014-07-11 10:25:00

Akademik Lisan adı altında dolaşan profillerle yakından uzaktan alakamız yoktur. 2010 yılından beri bu blog sitesindeyiz, ismin bir başka site, sosyal medya araçlarında yer almasını taklit olarak belirtmenin gereğini duyduk. Sevgilerimizle. Devamı

Gül Devrimi’nin Sonu: Gürcistan Hayali

2013-10-28 23:02:00

2003 yılında Devlet Başkanı Eduard Şeverdnadze’nin protestolar sonucu görevi bırakmasıyla başlayan Gül Devrimi birçok olayı da beraberinde getirdi. Gürcistan’da görevi devralan genç lider Mihail Saakaşvili’nin Birleşik Ulusal Hareketi vizyonunu Özgürlük Meydanı’nda dönemin ABD Başkanı Bush ile elele poz vermesiyle belirlemişti. Esasında 2008 Osetya öncesi Saakaşvili’nin cesareti Batı müttefiki olmasıyla belirmişti. Fakat hesaplar tutmadı; kısa süren savaşı Rusya’nın Tiflis’e hareket eden tanklarının yarattığı hengame ve Saakaşvili’nin ekranlarda kravatı yerken görüntülenmesi[1] bir dönemin ya da bir devrimin sonunu gösteriyordu. 2008 Seçimlerini kazanması kimine göre beklenilmeyen bir sonuçtu. Fakat Saakaşvili toplumuna Rusya’nın suçlu olduğunu lanse etmeyi iyi bildi. Böylelikle Gürcü halkı Saakaşvili’nin yanında olarak yaklaşık %53 oranında oyla yeniden seçti. Muhalefet bloku ise her geçen gün belirginleşti. Burjanadze-demokratlar bloku gibi muhalif gruplar oluştu.   Gürcistan Hayali 2012 seçimleri M. Saakaşvili için istenildiği gibi geçmedi. 150 koltuğun 85’ini Gürcistan Hayali(Georgian Dream) alarak ilk mücadeleyi kazanmış oldu. Bidzina İvanişvili Başbakan olmasıyla Saakaşvili için seçim son buldu. Saakaşvili Cumhurbaşkan’ı adayı olamaması(anayasa gereği) İvanişvili’nin Cumhurbaşkanlığı seçiminde elini güçlendirdi. İvanişvili’nin adayı Margvelaşvili(Eğitim ve Bilim Bakanı) olmuştu. Saakaşvili ise seçime Bakradze’yi destekleyerek girdi. Esasında bu seçim İvanişvili ve Saakaşvili’nin son savaşıydı. CEC Data’ya göre oyların %63.82’sini alarak seçilen isim Margvelaşvili oldu. Davit Bakradze i... Devamı

Alfabede Sadece A ve B Yok: Şanghay'dan öte Avrasya Birliği

2013-10-22 22:07:00

50 yıldır Türkiye 29 harflik alfabesinde A ve B diyor. 50 yılda 2 harf sadece! Başbakan 50 yılı daha da genişletiyor: 54. Kimilerine göre Türkiye A,B ve D harflerini kullanıyor(Can Dündar). Türkiye’nin Avrupa Birliği(AB) ile ilişkilerinin temeli ticaret ve yatırım ortaklığıdır. Türkiye’nin Soğuk Savaş döneminde dış politik en temel başlığı güvenlikti. Serbest Ticaret Antlaşmaları(STA), Serbest Ticaret Bölgeleri(STB) ve diğer üst düzey işbirlikleri ile şekillenen Türkiye yaklaşık 30 yıldır dış politik temel başlığına ekonomiyi de eklemişti. Günümüz Türkiye’si dış politika platformlarında “askeri” ve “ekonomik” işbirliklerine önem vermektedir. Bu arada askeri ve ekonomik işbirliklerin yanında diğer bağlantıların da mevcut; ama bu başka bir konuya giriyor.   Medya olarak sıkça hazırlanan tartışma programlarında şu başlığı görmeniz mümkün: “AB mi, Şanghay İşbirliği Örgütü mü?”(Bazıları Şanghay Beşlisi yazıyor, onları da anlamaya çalışıyorum) Sayın Başbakan Erdoğan bu tür tartışma konularını ortaya atıyor ve Türkiye’nin gündemi ciddi manada şekilleniyor. “İdam kalksın mı, kalkmasın mı?” gibi tartışmaları rafa kaldıran medya; bu haberi de kaldırırsa şaşırmam. Her neyse… Başbakan tavır olarak doğru bir adım attı. Fakat bu adımı geç kalınınmış ya da zamanında atılmış bir adım olduğunu tartışabiliriz. Tek boyutlu bir dış politika Türkiye’yi “Doğu” ekseninden yıllar boyunca uzaklaştırdı. Soğuk Savaş gereği Türkiye’nin Batı’ya yönelişi milletini de ciddi manada etkiledi. Doğu’yu baskıcı, ezeli düşmanları olan bir bölüm olarak görmek normal bir durumdu. Türk Dış Politikası çok yönlü olma &... Devamı

Geziden Sağ Çıkamayanlar

2013-08-22 18:09:00

Gezi’den Sağ Çıkamayanlar Birçoğumuzun ve devletin beklemediği bir gelişme olarak Gezi Parkı Eylemleri hakkında birçok şey yazıldı, çizildi ve birçoğu da unutuldu. Bu olayın etkilerini ister istemez Türkiye’nin siyasal hayatına yansıdığını görüyoruz. Gezi hem iktidarın siyasal alanını genişetirken hem de iktidarın geleceğine yönelik argümanlar sundu. Tahminlere göre, gelecek seçimlerde iktidar oylarını artıracağı yönünde; hal böyle iken Gezi’den sağ çıkamayanlar ise tatminsizliğin arefesinde yeni çalışmalar içine girmiş görünüyor. Ki iddialara göre sonbaharda Türkiye’nin karışacağı şeklinde haberler çıkmıştı.   Hangi Atatürk?   Gezi ve öncesi birçok gencin “Mustafa Kemal’in askerleriyiz” sloganı ileride yaşanacak olaylarda devam edecek gibi görünüyor. Peki, bir soru sormak istiyorum. Hangi Atatürk, kimin Atatürk’ü? Türkiye’de dindar, muhafazakar, siyasal islamcı diyebileceğimiz kategoriler dışında kalan gruplar Atatürk’ü slogan haline getirmeyi iyi biliyorlar. Hal böyle iken, az önce bahsettiğimiz kategoriler de, Atatürk’ten daha fazla uzaklaşmaya başlıyor. Türkiye içerisinde böylelikle ana hatlarıyla iki grup meydana gelmiş oluyor: Atatürkçüler ve Anti-Kemalistler. Kişiler ve kişi grupları bu tür eylemlerinde, bağımsız teşkilatlanmaları gerekirken, Pan-Atatürkizm diyebileceğimiz bir argüman altında toplanmaya çalışıyorlar. Kimi grupların -özellikle pro-Kürt milliyetçi vatandaşlar- bu tür yapılandırmalardan uzak kalmayı tercih ettiğini ve böylelikle Gezi Parkı protestocularının ayrılmaya başladığını görmüştük. Sistemde açık ve net gördüğ... Devamı

Futbol ile Sıfır Sorun

2013-08-22 18:06:00

Türkiye geçen 15 yılda futbol sayesinde kültürünü, varlığını tanıtma şansına sahip oldu. Sözkonusu tanıtım, diğer ülke futbolcularının Türkiye’deki futbol takımlarına transfer olmasıya başladığını söyleyebiliriz. Burada elbette Türkiye’nin 2002, 2003 ve 2008’deki turnuvalarındaki başarılarını es geçtiğimi düşünmeyin. Değinmek istediğim nokta Türkiye’deki mevcut yabancı futbolcuların ve birazdan bahsedeceğim ek kontenjan prensibi ile gelebilecek futbolcuların ülkeye getirisi üzerine olacaktır.   Brezilya Faktörü Spor Toto Süper Lig ve bir alt liginde mücadele veren takımlarda oynayan futbolcuların genellikle Brezilyalı olduğunu biliriz. Brezilya ve Türkiye birbirine oldukça uzak iki gelişmekte olan ülke fakat özellikle futbol diplomasisi ile bu iki ülkenin yakın zamanda birbirlerine yaklaştığını hatırlarız. Bu oyuncular Türkiye’ye sadece kendilerini getirmedikleri gibi buradan da önemli bilgileri ülkesine götürdü. Efsane olarak tarihe geçen Alex De Souza’da devlet adamlarının gözünden kaçmadı ve Ankara heyeti[1] Türkiye adına bir misyon talep etti[2]. Brezilyalı oyuncular sadece bununla kalmadı, Türk Vatandaşlığına geçenler de oldu: Mert Nobre, Mehmet Aurelio, G. Wederson gibi.   Afrika Faktörü Afrikalı oyuncular elbette Türkiye’deki futbol kulüpleri için vazgeçilmez oldu. Bu oyuncular birçok yabancı oyuncudan daha hevesle Türkçe’yi ve Türk kültürünü öğrenmeye çalıştı. A. Saido örneğinde olduğu gibi birçok oyuncuya Türkçe’nin öğrenilebileceğini gösterdi[3]. Afrikalı futbolcular Türkiye’den her defasında söz etmeyi eksik etmediler. ... Devamı

Gazze Bilmecesi: Seçimler Tesadüf mü?

2012-11-18 22:10:00

    İsrail oğullarının tarih boyunca yaşadığı sıkıntılar onları derinden etkilemişti. Dış politikası savunma ile ölçülenebilecek bir yapıya sahip olan İsrail, 2000 sonrası seçimlerine bakıldığında ritüelleşmiş bir olayı meydana getirdi. Tel Aviv bu kanlı siyasi hesabı ilk 2001’de yapılan seçimlerde uyguladı. Ariel Şaron’un Mescid-i Aksa’ya provokatif ziyaretinin ardından başlayan olaylarda 5 bin Filistinli hayatını kaybetti[1]. 2006 seçimleri öncesi Lübnan Savaşı, 2008 dönemi ve Ocak 2013 seçimleri öncesi yaşanan Gazze saldırılarını bu durumda belirtebiliriz. İsrail, 1948 yılından bu yana Araplarla yaşadığı sıkıntılarla sık sık uluslararası gündemi meşgul etti. Böyle bir durum, iç ve dış destekçileri bu tür provokatif eylemlerine yöneltti. İsrail halkı bu saldırılara teşekkürü seçim sandıklarında iktidara oyları ile göstermişti.  [1] http://haber.stargazete.com/dunya/israilin-kanli-secim-oyunu/haber-704657 Devamı

MUHALİFLER DİN’LENİYOR

2012-11-16 23:31:00

    Olgun bir muhalif süreci geçiremeyen Suriyeli muhalif güçleri diğer Arap Baharı ülkelerinden farklı bir süreçte yer aldı. Suriye’de beklenen sonuç, rejimin erken değişmesi şeklinde olduğu aşikârdı. ABD, Türkiye gibi Suriye muhaliflerinin yanında olan devletler bu konuda prestij kaybetme durumlarına geldi. Tabi bu konuda Rusya ve Çin’in girişimleri göz ardı edilmemeli.   Suriye’nin etnik, din bakımından oldukça karmaşık olduğu gerçeği muhalifleri zorladı. Sünni odaklı bir muhalif etiketi bu hareketi etkiledi. Çünkü muhalif hareketi tek bir odakta ilerliyordu. Algılarda bunu aşmak üzere Doha’da Muhalifler buluştu. Yeni kurulan “Suriye Ulusal Koalisyonu” bu sorunu çözme adına girişimlerde bulundu. Hareketin başına ılımlı isimlerden Ahmet Muaz el Hatip getirildi. Ayrıca Konseye girmeyen Kürtlerde bu oluşuma katılma kararı aldı. Açıkçası muhaliflerin dışarıdan gelen strateji planları ile yönetildiğini ve eksiklerin görülerek yeni çalışmaların içine girildiği sürece giriliyor. Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın destekçileri şuan için savaş öncesi dönemlerden kalma hareketlerle devam ediyorlar(Askeri, savunma destekleri). Konjonktürde Suriye’nin balkanizasyonu bölge ülkelerini, özellikle de Türkiye Cumhuriyetini etkiliyor.   Bir başka durum Suriye Ulusal Konseyi’nin başına Hıristiyan muhalif George Sabra’nın getirilmesi, eksilerin pozitife çevrilmesine yönelik pozitif bir adım olarak değerlendirebiliriz. Muhalif hareket din temalı yeni hareketi önümüzdeki günlerde daha somut hale gelecek fakat öngörülebilecek birkaç durum mevcut:   -Esad yönetime topyekûn hareket s... Devamı

Siyasi Tarih, 269-412 Kitap Özeti

2012-11-01 01:05:00

  F. AVRUPA-DIŞI DÜNYA: BATI KARŞITI İLK HAREKETLER Buharlı bir devrim olan Endüstri devrimi ile ekonomik alanda refaha ulaşan ve bu ekonomik gücün ulusal birliklere yansıması sonucu oluşan güçlü Avrupa’nın gölgesi, Asya ve Afrika kara toprakları üzerinde karartı yapmaya başlamıştır. Bu karartı ya da bir diğer ifade ile egemenlik 18. ve 19.yüzyıllar boyunca süre gelmiştir. Fren edası ile yaşanmak üzere; 19. yüzyılda başlayan ve 20. yüzyılda tam anlamıyla yaşanan devrim hareketleri tarihin akışına yeni bir eğilim katacaktır. Biz bu yeni eğilime Asya ve Afrika halklarının uyanışı olarak adlandıracağız. Çin, Japonya ve Hindistan gibi ülkelerde ayaklanma başlamıştır.  Bu yaşanan ayaklanmalar, eski tabuları yıkmış, Batı ile çatışmada rol oynamıştır. Yaşanan ayaklanmalarda milliyetçilik ruhu, Avrupa’dan esinlenmişse de, yerli öğeler barındırıyordu. İlk olarak halk; kararlı, cesaretli ve çeşitli zulümlere karşı dik durabilen kişilik özelliklerine sahipti. Bu şartların olması, Avrupa direncini yıkabilir tahlili oluşturmuyordu. Avrupa’nın idari ve askeri gücünün zayıflaması sonrası, bu hareketler somut adamlara ulaşacaktı. Bu cümleye destek olurcasına yaşanan iki savaş, sömürgeci devletleri zayıflatarak, Asya ve Afrika ülkelerine bir umut olmuştu. Ele alacağımız dört önemli olay konumuza açıklık getirecektir. 1.      Çin’de Çözülme ve Parçalanma a.      Afyon Savaşı: Afyon Savaşı’nın temel konusu ticarettir. İngilizlerin kaçak olarak afyon satışı sonrası Çin hükümetinin direniş göstermesi sonucunda, İngilizlerin ticaret serbestliği naraları ile savaşa girişmesidir. 1839 yılında ilk çatışma çıktı. Bu çatışma sonu... Devamı

ARAPLARIN ERGENEOCON'U

2012-09-15 19:29:00

Neocon Mit Romney başkan seçilirse işte o zaman kaos ortaya çıkar. İsrail'in yalnızlığı ve Yahudi Lobilerin çaresiz kaldığı dönemde bu film imdada yetişti. Müslümanlar kendi peygamberini biliyor ve onun kurallarına uyuyorsa; ayaklanmalar ve protestoların gereksiz olduğu ortaya çıkar(dı). Neocon birçok düşünür blogunda, Peygamberin sübyancı, katil ve şizofren olduğunu yazıyor. Buna karşı cevap Arap ayaklanmaları olamaz. Bu ayaklanmalar sonucunda daha fazla hakaret geliyor. Onun için durup düşünmelidirler, "biz bu dini nasıl koruruz, birliği nasıl sağlarız". Devamı